Haber: Hazım ÖzenirYazan: Talat Özpolat / Senarist, YönetmenÖzpolat’a göre yapay zeka, sanal prodüksiyon ve oyun motorlarının sektöre girişi sinemayı tehdit etmiyor; aksine onu özüne döndürüyor.Özpolat, ''Karanlık bir salonda perdeye vuran ilk ışık hüzmesinden bu yana, sinemanın tek bir derdi oldu: İnsana dair olanı, kalbimizin en derinlerindeki yaraları ve umutları anlatmak. Bir yönetmenin vizörden bakarken hissettiği o tarif edilmez heyecan, bir senaristin kağıda düşen ilk damla gözyaşı bizi asırlardır bu büyülü dünyaya bağlıyor.Ancak bugün, o kadim arayışın en keskin virajındayız. Adına "Dijital Sinema Devrimi" diyoruz.

Sanal prodüksiyonların, yapay zeka ajanlarının ve devasa oyun motorlarının setlere inmesiyle birlikte sektörde büyük bir panik havası estiriliyor. "Sinema ölüyor!", "Oyuncuların yerini makineler alacak!", "Set emekçileri aç kalacak!" çığlıkları atılıyor.
Oysa bu, ruhu olmayanların, statükoyu korumak isteyenlerin uydurduğu koca bir yalandır. Gelin, gerçeği konuşalım: Bu devrim sinemayı öldürmüyor; aksine onu özüne, yani gerçek sanatçılara geri veriyor. Bu, endüstriyi tekelleştiren kapital haksızlıklara ve sistemin acımasız çarkları arasında sanatçının kanını emen emek hırsızlıklarına karşı kusursuz bir başkaldırıdır.

Korkulanın aksine, oyuncular veya setlerde ter döken o kıymetli manuel emekçiler yok olmuyor. Yalnızca köklü bir sistem ve emek değişimine şahit oluyoruz. Oyuncunun kanlı canlı ruhu, perdedeki o eşsiz nefesi artık çöpe atılmıyor; aksine, hareket yakalama sensörlerinin ucundan dijital bir kalbe akarak, kusursuz metahuman'ların omurgasını oluşturuyor. Emek form değiştiriyor belki, ama o kutsal duygu, o insani öz daima baki kalıyor.Peki bu dijital devrim kimleri işinden edecek? Kimleri korkutmalı?
Söyleyeyim: Kadim sinema tecrübesine, dramaturjinin ağırlığına, ışığın şiirselliğine ve kompozisyona dair hiçbir derinliği olmayan sahtekarları... Sadece arkasına sığındıkları devasa, şişirilmiş bütçelerle tesadüfen şöhret edinmiş, vizyonsuz tüccarları.
Çünkü piksellerden ve kodlardan oluşan bu uçsuz bucaksız yeni dünyada, kamerayı nereye koyacağınızı, bir insanın kalbine nasıl dokunacağınızı gerçekten bilmiyorsanız, sığınabileceğiniz hiçbir fiziksel set veya dev bütçe sizi kurtaramaz. Bu sistem, sadece işin ehli olanların hayatta kalabileceği, bilginin parayı, sanatın sahteliği yendiği, son derece dürüst bir er meydanıdır.

Aynı zamanda bu devrim, günümüzün o ruhsuz, "tüket-at" mantığıyla üretilen içerik çılgınlığına da bir cevaptır. Sinema sanatının o yüce ruhuyla uzaktan yakından alakası olmayan "reklam ve içerik" dünyasının o soğuk, sığ görüntülerinin değersizliğini hepimizin yüzüne çarpacaktır. Bizler; o milyonlarca piksellik sanal evrenleri, algoritmaları beslemek veya kaydırma (scroll) alışkanlıklarını tatmin etmek için inşa etmiyoruz. Biz, insan ruhunda kalıcı izler bırakmak, nesiller boyu hatırlanacak hisler yaratmak için buradayız.
Amacımız çok net: Manuel sinemanın o eşsiz görsel ve duygusal ağırlığını, perdede parlayan o kutsal ışığı dijital evrene aktarırken tek bir miligram bile sanatsal kayıp yaşamamak. Hatta bu yeni sürecin sağladığı sınırsız imkanlarla, hikayelerimizi çok daha sarsıcı, çok daha evrensel bir boyuta taşımak.
Dijital teknoloji bizim efendimiz değil; o sadece yeni daktilomuz, yeni fırçamız, yeni ışığımız. Biz o fırçayla yine insanı çizeceğiz. Unutmayın yaratma gücüne sadece Allah sahiptir. Kadim sinemanın o kutsal ateşiyle, yeni çağın sınırsız evrenine... Hoş geldiniz'' dedi.



























