Bu Tablo Bir Tercihtir: Sermaye İhya Ediliyor, Halk Eziliyor!
Açlık sınırının 30 bin TL’ye dayandığı, yoksulluk sınırının ise asgari ücretin dört katını aştığı bu düzende; iktidar tercihini bir kez daha sermayeden yana kullanmıştır.
Sarayın bir günlük harcaması 58 milyon TL iken, işçiye bir yıl boyunca ayda 28 bin TL ile geçin denilmektedir.
Asgari ücretli günlük kazancıyla bir kilo et dahi alamazken; yerli ve yabancı tekeller, uluslararası sermaye kuruluşları kârlarına kâr katmaya devam etmektedir.
Bugün Türkiye’de çalışanların yarıdan fazlası asgari ücret ve asgari ücret düzeyine yakın gelirlerle yaşamını sürdürmektedir. 11 milyondan fazla işçi, asgari ücretin yüzde 20 üzerinde ya da altında bir gelirle geçinmeye çalışmaktadır. 2025 yılı itibarıyla asgari ücretin yıllık alım gücü kaybı 50 bin TL’yi aşmış; ücretler açlık sınırının yüzde 18, yoksulluk sınırının ise yüzde 76 altında kalmıştır. Buna karşın iktidar, bu tabloyu değiştirmek yerine yoksulluğu kalıcı hâle getiren politikaları tercih etmektedir.
Türkiye, Avrupa’nın "ucuz iş gücü cenneti" haline getirilmiştir. 2015 yılında Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip 14 AB ülkesi varken, bugün bu sayı sadece ikiye düşmüştür. İktidarın övündüğü "büyüme", işçinin sofrasındaki ekmeğin küçülmesi pahasına gerçekleşmektedir.
Sendikal Bürokrasinin Ataletini Kabul Etmiyoruz!
Asgari ücret belirleme süreci antidemokratiktir, şeffaf değildir ve işçinin taleplerinden kopuktur. Ancak bu süreçte masayı terk ederek sorumluluktan kaçan, milyonlarca işçiyi talepler etrafında örgütlemek yerine sadece "eleştirmekle" yetinen sendikal bürokrasi de bu vebalin ortağıdır. Sadece konuşmak yetmez; asıl görev, saray ve sermaye düzenine karşı işçi sınıfını mücadele meydanlarına davet etmektir.
Mücadeleye Çağırıyoruz!
Bu sefalet ücretini tanımıyoruz. İşçilerin açlığa mahkûm edilmesini, emeğin bilinçli biçimde ucuzlatılmasını ve sermayenin kârı uğruna halkın yoksullaştırılmasını kabul etmiyoruz. Asgari ücret, insanca yaşamı güvence altına alacak bir düzeyde belirlenmeli; insanca yaşama koşullarını esas alan bir geçimi sağlamalı, yılda en az dört kez güncellenmeli ve toplu pazarlık mekanizmaları güçlendirilmelidir. Örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Barajsız sendika, yasaksız grev ve güvenceli iş yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’na getirilerek derhâl yasalaştırılmalıdır.
Emek Partisi olarak ilan ediyoruz ki; İşçi sınıfının ve emekçilerin kurtuluşu, bu düzenin dayattığı açlık politikalarına boyun eğmekte değil; birlikte, örgütlü ve kararlı bir mücadeleyi büyütmekte yatmaktadır. Tüm işçi ve emekçileri, sefalet düzenine karşı omuz omuza mücadele etmeye çağırıyoruz. Çözüm, kapalı kapılar ardındaki komisyonlarda değil; fabrikalarda, işyerlerinde ve sokaklardaki örgütlü mücadelemizdedir.
İnsanca yaşanacak bir ücret ve demokratik bir düzen için birleşelim, değiştirelim!"
























